Meslek edinmişim mahvetmeyi. Neyi sevecek gibi olsam, taşınasım geliyor ordan. Sonra elde avuçta nakliyesi zahmet burulmalar ve şu şarkılarda da sıkça bahsi geçen yollar..

Alışmışım ve kudurmuş boy ölçüşemiyor yanımda beterlik konusunda. Biliyor ki ben daha uzunum, biliyor ki ben daha uzun yolların yolcusuyum. Her türlü vasıtanın camında yanak izim vardır mutlaka. Ne bileyim işte Sarıkamış’a giden bir Doğu Ekspresi’nde ya da Ankara aktarmalı bir Diyarbakır uçağında, hiç olmadı şu sıralar Bolu Dağı’nı tırmanan bir Sakarya otobüsünde tahsilli kişilerce adıma tahsisli veya çok uzun bulunduğundan sadece soyadımın geçtiği bay yanı, cam kenarı bir yalnızlık bulunmaktadır yanında uyarısıyla birlikte..’Lütfen yalnızlığını kalkış vaktinden yarım saat önce alın.Zira çok insanın gözü var sizin yalnızlığınızda, kaptırmayın!’

Bana sorarsanız –ki bunu pek yapmazsınız- en güzel yerleridir şehirlerin çıkışlar. Giderken yolun sağında kırmızı bir şerit çekilmiş halde bir tabela görürsen şehrinin isminin üstüne, anla ki bir zamanlar diye başlama saati artık orda başında geçenleri anlattığın cümlelere. Hala önce Allah’a emanet olabilirsin ama artık o şehrin korumasında değilsin..

Garlar,havaalanları,terminaller…Aslında limanlar da bir şehri terk etmek için yeterince ölümcül mekanlardır ama ben hiçbir gemi marifetiyle terk etmedim hiçbir şehri. Benim daha karasal terk edişlerim oldu hep. Kışlar sert ve yalnız, yazlar kısa ve anlamsız..

Gerçek odur ki ; ben istemezdim böyle olsun. Yani işte bilmesem de olurdu İstanbul Şırnak arası kaç kilometre ya da hangi otobüs hangi peronda bekliyor beni. Keşke acemisi olabilseydim yolların ‘bilmiyorum ben de ilk defa gidiyorum’ diyebilseydim. Hayatımın en uzun yolculuğuna Ziya Gökalp Caddesi’nden bir 329’a binerek çıksaydım ki çoktan vazgeçmiştim 327 gelir mi acaba ümidinden. Hem belki böyle tanınmazdım o zaman . Bilirdiniz ki hepimiz aynıyız. İşte belki o zaman bir hayal kahramanından daha dokunulası
olurdu sevdiğim kız.

Yoruldum..Dinlenme tesislerinde bile..Bavulumu evde bırakıyorum artık. Madem dayanır oldun yazdıklarıma al o zaman almıyorum yanıma bu sefer hiçbir şey. Şehir çıkışlarında başka şeylerle ilgileniyorum o kırmızı şeritli tabelayı takip etmektense. Diyorum ya bavul yok bu sefer,unuttuğumdan değil çabuk geri döneceğimden. Bu sefer işte sefer sayısı bile belli değilken yolculuğumun kaptanımız uzunluğu mukadderat diye bilinen bir süre için yemek ve ihtiyaç molası verdi. İyi de oldu aslında. Acıkmadım gerçi ama sana bir cam kenarı kadar ihtiyacım var hala..
Yazar : G.Ç.Y


Bu Yazıyı Paylaşın